Bildiğimiz tüm canlıların kimyasal yapısında bir ortak özellik var, el gibi yönlülük. Bilimde buna kiralite (chirality) adı veriliyor. Mesela sağ ve sol elin birbirinin aynası olduğunu düşünelim.
Parmak sayısı aynı, şekil aynı, ama üst üste koyduğunda tam olarak çakışmazlar. İşte canlılardaki temel moleküller de böyledir.
Proteinleri oluşturan amino asitler doğada hep aynı yönlüdür (sol elli, yani L-form). DNA ve RNA’daki şekerler ise ters yönde, yani sağ ellidir. (D-form).
Bu tek yönlülük doğanın kuralı gibi. Buna homokiralite deniyor. Yani yaşamın bütün taşları aynı yönlü düzenlenmiş.
Aynalanmış yaşam ise bunun tam tersidir. Eğer canlılar bizimkinden farklı bir yön seçseydi, tüm amino asitler sağ elli, tüm şekerler sol elli olsaydı, işte bambaşka bir yaşam formu meydana çıkardı.
Basit Bir Örnek: Lego Parçaları
Normalde elimizdeki tüm legolar birbirine uyar. Şöyle diyebiliriz, aynadan çıkmış gibi ters kalıplı lego parçaları var. Onlar da kendi aralarında birleşip bir şeyler yapabilir, ama senin elindeki Legolarla asla birleşmez.
İşte bizim dünyamızdaki moleküllerle aynalanmış moleküller böyle:
Bizim enzimlerimiz o ters molekülleri tanıyamaz. Bağışıklık sistemimiz onlara saldırmayı bilemeyebilir. Onlar da kendi dünyalarında gayet iyi işleyebilirler.
Peki Neden Tehlikeli Olabilir?
Burada bilim insanlarının endişesi ortaya çıkıyor.
- Bağışıklık sistemi tanımayabilir
Diyelim ki böyle bir ayna bakteri oluşturuldu. Vücudumuzun enzimleri normal bakterileri parçalayabiliyor çünkü onların moleküllerini tanıyıp biliyor. Ama bu aynalanmış bakterideki tüm parçalar ters yönde olursa, enzimler kilide uymayan anahtar gibi işlevsiz kalır. Bu durumda enfeksiyon gelişirse vücudumuz savunmasız kalabilir ve ciddi sonuçlarla karşılaşılabilir.
- Antibiyotikler işe yaramayabilir
Çoğu antibiyotik, bakterilerin proteinlerine ya da DNA’sına saldırı düzenler. Ama aynalanmış DNA ve proteinlere uygulanınca işe yaramayabilir. Bu da ‘tedavi edilemez enfeksiyonlar’ oluşması demek olur.
- Ekosistemde bozulma riski
Diyelim ki böyle bir organizma laboratuvardan dışarı sızdı. Doğadaki geri dönüşüm sistemleri (enzimler, mikroorganizmalar) onu tanımadığı için parçalayamazlar. Normalde çöp, atık ya da ölü organizmalar doğada mikroplar tarafından geri dönüştürülebilirler.
Ama aynalanmış yaşam, bu döngüyü bozup parçalanmayan, biriken atıklar gibi sorunlar çıkarabilir.
Biz Türkçe konuşuyoruz. Karşımıza biri çıkıyor, aynı kelimeleri kullanıyor ama harfleri ters yazılmış şekilde konuşuyor: ‘merhaba’ yerine ‘abahrem’. Biz harfleri tanıyoruz, ama bu ters yazıyla koca bir cümleyi çözmek zorlaşıyor.
Bu aynalama mevzusu da böyle bir şey. Bizim biyolojimiz aynalanmış yaşam karşısında böyle olurdu: Tanır gibi olur, ama çözemez.
Şu an için tam anlamıyla yaşayan aynalanmış organizma yok.
Ama bilim insanları laboratuvarlarda küçük parçaları sentezlemeyi başardılar. Aynalanmış DNA parçaları (yani ters yönde dizilmiş nükleik asitler).
Aynalanmış enzimler (ters amino asitlerden oluşan küçük proteinler).
Bu parçalar kendi başlarına canlı değiller, ancak bu ilerleme, gelecekte ayna canlı yapmanın teorik olarak mümkün olduğunu gösteriyor.
Bilim dünyasında iki farklı görüş mevcut. Bir grup aynalanmış moleküller için endişeli, oldukça tehlikeli ve insanlık için bir tehdit olarak görüyor. Yasaklanması ve denetlenmesi gerektiğini savunuyor. Bir diğer grupta temkinli ve iyimser yaklaşıyor. Risk var evet ama panik yapmaya gerek yok, doğru şekilde kullanılırsa faydalı olabilir gibi görüşleri mevcut.
Bugün antibiyotikler hayat kurtarıyor ama ilk çıktığında insanlar “mikropları öldüren bu maddeler, acaba faydalı bakterileri de yok eder mi?” diye endişelenmiş ve birçok farklı seneryo üretmişlerdi.
Sonunda kontrollü kullanımla büyük bir devrim oldu.
Aynalanmış yaşam araştırmaları da böyle bir yol ayrımında olabilir; ya faydalı bir atılım olacak, ya da Pandora’nın kutusu gibi risk getirecek.